İklim Değişikliği Haberleri

Termiğin gölgesinde bir yaşam (4): Madendekiler anlatıyor

26
Ağu 2014

Üç gün boyunca size Amasra’da termik santral mücadelesinin önünü ve arkasını anlatmaya çalıştık. Gazete haberlerinde, çoğu zaman ÇED süreci ayrıntıları ve eylemlerin aktarılmasından ibaret kalan bu süreçte Amasralılar ne düşünüyor, termik santralin yapımının planlandığı bölgenin köylüleri ne öneriyor, Amasra’nın umudu ve istihdamı nerede gibi soruların cevaplarını konuştuğumuz insanlardan almaya çalıştık.

Son bölümde ise Amasra’da, eskisi kadar etkisi olmasa da halen üretime devam eden TTK kömür işletmelerinden iki kişiye bırakıyoruz sözü. Amasra Taşkömürü İşletmeleri’nde (ATİ) çalışan bir güvenlik mühendisi ve 2010 yılında geçirdiği bir iş kazasında kolunu kaybetmiş olan madenci Çetin, TTK’yı, HEMA kömür madenini ve termik santralle ilgili ne düşündüklerini anlatıyor.

İlçenin yüzünü turizmden yana döndüğünü bir önceki yazıda belirtmiştik; fakat Amasra halen bir maden kasabasında görebileceğiniz bazı özelliklere sahip; örneğin meydanda bulunan bir madenci heykeli, ya da haftasonu yine merkezi bir yerde ziyaretçilerini bekleyen bir maden ocağı modeli… İlçeye inen yolun hemen yakınına 1958 yılında kurulmuş olan Amasra TTK işletmeleri, bugün 700 işçinin çalıştığı  bir maden ve ekseriyetle civar köylerden işçi alıyor. Dolayısıyla ilçede madenin izi artık ilk bakışta bir işçi heykelinde görünüyor, bir de madenden emekli olmuş erkeklerde. Her ne kadar ilçenin temel geçim kaynağı turizm olarak değerlendirilse de, yıllarını madene vermiş işçilerin emeklilik maaşlarının ilçe ekonomisinde yadsınamaz bir yeri var.

“HEMA en az 5 yıl daha kömür çıkaramayacak”

Maden güvenlik kıyafetlerinin sergilendiği, birebir bir maden bantı modelinin bulunduğu eğitim çadırının önünde ATİ’de görevli bir mühendisle buluşuyoruz. Memur olduğu için ismini vermek istemeyen, 23 yılını Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) bağlı Amasra madeninde geçirmiş bu beyle olan muhabbetimizde önce HEMA kömür madenlerinden açılıyor söz. Şu anda ‘HEMA 1’ ve ‘HEMA 3’ isimli iki madende çalışmalarını sürdüren HEMA A.Ş., henüz kömür çıkarmış değil, “Madencilik bilgilerimize göre en az 5 yıl daha üretimi yapamayacak şirket. Çünkü galerilerini biliyoruz, kömüre ulaşmalarının ne kadar zaman alabileceğini biliyoruz” diyor mühendis. Söz konusu iki madenden biriyse, devlete ait maden işletmesinin eksi 400 katının rödovans karşılığı alınmasıyla işletilen maden. Henüz 3 kuyuya HEMA madenlerinde yeraltından kuyuları birbirine bağlama çalışması halen devam ediyor.

Hizmet mi kâr mi?

Peki rödovans anlaşmaları konusunda ne düşünüyor? “Elbette bir devlet çalışanı olarak, bu tip işlerin devlet tarafından yapılması gerektiğini öneriyorum. Bunun sebeplerini son yıllardaki maden facialarından anlıyoruz. Devlet yasaya göre madeni kâr amaçlı değil hizmet amaçlı çalıştırır. Ama özel sektör bunu kâr amaçlı yapar. Kazanabilmesi için de pek çok şeyden ferâgat etmesi lazım. Bunun başında da işçinin maaşı gelir. Yeraltı meşakatli iştir, Amasra havzası gibi grizulu yerlerde ciddi önlemler alınmalıdır. Yeraltında metanlı ocaklarda çalışan aletlerin belli bir sertifikaya sahip olması gerekir. Özel sektör, bu masraflar kömür maaliyetine de bindiği için bu masrafları kısar. Devlet ise bunları fazla düşünmeden kuralı neyse yapmak zorundadır. “ Hatırlatmaya gerek yok ama, Soma’da 301 cana mâl olmuş facianın müsebbibi Soma Holding’in kömürün maliyetini 135 dolardan 24 dolara nasıl indirebildiğinin cevabı bu açıklamayla bir kere daha faş oluyor.

‘Kazalar işçi hatası’

Güvenlik mühendisi bu beyin söylediği kadarıyla Amasra’da devlete ait madende 23 yıllık çalışma hayatı boyunca ölümler olmuş, fakat büyük boyutlu facialar yaşanmamış. En büyük ölüm vakasının bir göçükte üç işçinin hayatını kaybetmesi olduğunu aktarıyor. Son olarak altı ay önce lokomotif süren bir işçi, hareket halindeki aygıttan kafasını çıkardığı için feci bir şekilde can vermiş. Yasa gereği irili ufaklı tüm kazaların kaydının tutulduğunu hatırlatan mühendis, madende yılda ortalama 200 iş kazasının olduğunu aktarıyor. ‘700 kişinin çalıştığı bir madene göre fazla değil mi’ sorumuza cevabı ise bu kazaların çoğunun, burkulma, el, bacak kırılması gibi küçük ölçekli kazalar olduğu şeklinde. “Biz işçilere hareket eden bir makineyi tamir etmesinin kesinlikle yasak olduğunu söyleriz. Kazaların neredeyse tamamı işçilerin kendi hatalarından kaynaklanıyor. Biz de böyle kazalar olunca üzülüyor ve hırslanıyoruz.” Ve tam o sırada sokağın başında görünen Çetin’i çağırıyor yanımıza. Çetin, 1986 yılından beri Amasra madenlerinde, yer üstünde çalışıyor. Madencilik baba mesleği. 2010 yılında geçirdiği kaza nedeniyle sağ kolunu kaybetti. Onunki gibi bir kazada hayatta kalmasının bile büyük bir şans olduğunu söylüyor ikisi de. Öyleyse ‘işçi hatası’ denen şu kazayı bir de Çetin’den dinleyelim:

‘Amirlerimize kaç kere arızayı söyledik, umursamadılar”

“Her şey bir iki saniyede oldu. Sabah vardiyasındaydık, iş başı yaptık. Gece vardiyasından kömür kalmış. Onların içinde olduğu arabanın oacağı gitmesi lazım. Banta geçtik. Fakat bandın dibinde su kaldığı için bant kayıyor. Çalışamıyorsun. İstop edip ışığı yaktım, baktım aşağısı suyla dolu. Normalde suyu basmak için tulumba var, fakat arızalı. Şiddetli yağmurlarda hemen dolardı zaten. Tulumbanın tamir edilmesi gerektiğini kaç kere söyledik amirlerimize, umursamadılar. O suyu tahliye etmeye çalışırken ne olduysa oldu, ayağım kanala düştü, dengemi kaybettim, alete kolumu kaptırdım. Makinenin kapatma düğmesinin başında bir arkadaşım vardı. Beni öyle görünce hemen durdurdu. Yani 3-5 saniye daha çalışsa o makine kafamı kaptırır ezilir giderdim. Mesela o bantın altında emniyet teli olsa, insan düşerken o tel makineyi durdursa bu olmazdı.” Çetin, kazadan sonra madende bilgi işlemde, yani masa başında çalışıyor.

“Eleman açığı iş kazasını getiriyor”

Madende kazaların sıklığının eleman eksikliğinden de kaynaklandığını aktarıyor Çetin; “Çok kişiyi emekli ettiler. Özellikle AKP döneminde yeni alım yüzde 10’lara kadar azaldı. Bir de madencilik gibi külfetli bir işte özellikle insan açığı çok. Eleman açığı olduğunda 10 kişinin yapacağı işi 3 kişi yapıyor. Bu da iş kazasını getiriyor. Mesela kolumu kaybettiğim gün iki kişi çalışıyorduk orada. İki kişi yetişmeye çalışıyorsun. “Buradan ekmek yiyorum, iş aksamasın’ diye düşünüyorsun. “

HEMA’nın madenlerinde şu anda yaklaşık 500 işçinin çalıştığı söyleniyor. Yarısından fazlası, Çinli taşeron şirketin getirdiği işçiler; geri kalanıysa Amasra’nın civar köylerinden alınan işçilerden oluşuyor. TTK’da aynı işi yapan bir işçinin aldığı maaşın yaklaşık yarısını aldıkları söyleniyor. “Çalışma şartlarını görmedim, ama çalışan arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla son dönemlerde çok iş kazası oluyor” diyor madenci Çetin; “Bir de bence iş eğitimini tam vermediler. Onun bunun referansıyla insanları işe aldılar. Ak Partil’ilerin,  muhtarların tanıdıklarını aldılar.“ Normal şartlar altında bir işçi madene başladığında 25 günlük bir eğitim süresi, ayrıca hangi bölüme girdiyse o bölümün zanaatını öğrendiği ek eğitim sürelesi oluyor. Duydukları kadarıyla HEMA’ya giren işçiler hemen işe başlamışlar.

“Santral Filyos’a yapılsın”

Peki termik santral hakkında ne düşünüyorlar? “Termik santrale  ezelden beri karşıyız” diyor Çetin, ama arkasından ekliyor; “Memleketin enerjiye ihtiyacı var. Ama yapacak yer çok. Yeşilin ve denizin yok edilmesine gerek yok. Zaten santral için Filyos bölgesi önerilmiş. Orası da sanayi bölgesi, termik santral var. Ha oradaki insanlar insan değil mi diyeceksiniz? Onlara da yazık. Ama burada kimse istemiyor.”

Amasra’da termik santral isteyen insanlar bulup onların argümanlarını dinlemeyi, neden istediklerini öğrenmeyi çok istedik. Fakat maalesef – ya da iyi ki – santrali savunan insan bulamadık, belli ki vardı ama konışmak istemiyorlardı. Bu da aslında, termik karşıtı mücadelenin bölgede nasıl bir örgütlenme sağladığını, neredeyse bir baskı unsuru olarak ilçe dinamiklerinde rol oynadığını göstermesi açısından önemli.

Amasra’da henüz hiçbir şey bitmiş değil. Ankara’dan gelen haberler HEMA A.Ş. termik santralinin ÇED dosyasının onaylanacağının kuvvetle muhtemel olduğunu gösterse de, Amasralıların hem hukuki olarak itiraz hakkı, hem de eylem hakkı halen saklı. Yani her şey pazarda konuştuğumuz Emine’nin söylediği netlikte: “Devlet santral için şirkete izin vermiş, ama ‘halkın iznini al’ demiş duyduğuma göre. Ama devlet zararlı birşeyse baştan izin vermeyecek. Bizim iznimiz yok!”

 

kaynak: yeşilgazete / gözde kazaz