İklim Değişikliği Haberleri

Termiğin gölgesinde bir yaşam (2): Köylüler anlatıyor

26
Ağu 2014

Amasra, gelen ziyaretçilerini önce kömür madenleriyle karşılıyor. İlçeye inen dağ yolunun yanında bulunan TTK madeninin yanı sıra bir süredir Hattat Holding’in de madeni var. 2005 yılında Türkiye Taşkömürü Kurumu’ndan rödovans anlaşmasıyla 20 yıllığına aldığı madenlerden henüz kömür çıkmasa da hummalı bir inşaat çalışması devam ediyor.

Şimdiye kadar üç kuyunun açıldığı bölgede şimdilerde devasa bir galeri açma çalışması var. Halihazırda ‘Hema Amasra Termik Santrali’ ve ‘Batı Karadeniz Amasra Termik santrali’ projelerinin ÇED dosyasını kabul ettirmeye çalışan Hattat Holding, projeler kabul edildiğinde buradaki madenlerden yılda 5 milyon ton kömür çıkartacağını iddia ediyor. Yani günde yaklaşık 13 bin 700 ton kömürün işletilmesinden çıkacak gaz Batı Karadeniz’e yayılacak.

İşte bu maden havzasının olduğu bölgenin çok yakınında iki köy bulunuyor: Tarlaağzı ve Gömü köyleri. Amasra’nın termik karşıtı mücadelesinde çok önemli bir yere sahip olduklarını söyleyebiliriz; zira eğer proje kabul edilirse santral, tam da iki köyün bulunduğu Çapak koyu mevkiine yapılacak.

“Ben balığım kızım, suda yaşarım, başka yerde yaşayamam”

110 hanesi bulunan ve yaklaşık yarısının pansiyon turizminden para kazandığı Tarlaağzı Köyü’nün kıyısındaki limanın balıkçı kooperatifinde köyün erkekleriyle buluşuyoruz. Kadınlarsa bizi yukarıda, köyde bekliyor. Söze İstanbul’da yıllarca çalıştıktan sonra baba ocağına dönen emekli Salih Günay başlıyor: “Memlekete döndükten sonra üç katlı bina yaptım, santral belası çıkmadan önce birkaç defa kiraya verdim. Eksikleri var, mutfak eşyası döşemek ister. Ama şu an birşey yapamıyoruz. Eğer tüm bunlar gidecekse neden masraf yapayım ki?” Köyün temel geçim kaynağı tarım olmasa bile herkesin fındık başta olmak üzere yemiş bahçeleri olduğunu söylüyor Günay,”Buradan senede 200 ton fındık çıkar. Başka neler neler var; mesela biz sultani inciri deriz, yani yemiş yetişir; elma, armut, erik yetişir. Yanı sıra balıkçılık var. Aşağı yukarı 40-50 gemi gelir bu limana balık çıkarır. Karadeniz’deki en güzel balıkçı limanlarından biridir. Hattat holding, burayı doldurup kömür sahası yapmak istiyor.” Hema Elektrik Üretim A.Ş.’nin ÇED başvuru dosyasında kömür sahası olarak gösterilen alan, köye giden yolun üstünde bulunan ‘Amasra B Kömür Sahası’ndaki Kuyu-1 alanının yaklaşık 70 metre kuzeyinde; Çapak Koyu Mevkii’nin kuzeydoğusunda kalan Kızçıkan Koyu. Yani tam da limanın olduğu alan. “Ben balığım suda yaşarım, başka yerde yaşayamam kızım” diyerek anlatıyor Salih Günay ‘cennet’ dediği köyünde yaşama arzusunu; “bu adamlar şu vadiyi de kül deposu yapmak istiyorlar. Günde 20 bin ton kömür yakan bir santralin 12-13 bin ton atığı olur. Bu kül sahasını iki senede doldurursun, sonra ne yapacaksın? Denize atacaksın. Bizim cennetimizi mi kıskanıyor bunlar?”

Köylülere ‘santralde iş’ vaadi

Konuştuğumuz köylülerin genel kanısı o ki, termik santral projesi kabul edilirse Tarlaağzı ve Gömü köyleri için ölüm fermanı çıkmış olacak ve herkes köyünü terk etmek zorunda kalacak. Peki santral isteyen kimse yok mu? Olur ha belki de istihdam sağlar diye düşünüyorlardır.. “Köydekilerin yüzde 97’si bizim gibi düşünüyor” diyor konuştuğumuz insanlar. Ama bir kısımının konuşmasını engelleyen bir şey var; o da HEMA’nın kömür madenlerinde, yer üstü inşaatında çalışan köylülerin işten atılma korkusu. Şu anda madenlerde 300 kusür Çinli maden işçisinin yanı sıra iki köyden de 40’ar kişi çalışıyor. Amasra’da kaldığımız süre boyunca, madende kendilerine ayrılan lojmanların dışına pek çıkmayan Çinli madenciler ve HEMA’da çalışan köylülerle konuşma imkanımız olmadı. Belli ki burada açık açık termik santrale karşı çıkmayanlar ya ekonomik getirisini olacağı ümidinden, ya da işlerini kaybetme korkusundan pek sesini çıkaramıyor.

Tarlaağzı köyü muhtarı Şakir Karabacak, Hattat Holding’in bölgeye geldiğinde tüm civar köylerinin muhtarlarını toplayıp köylüye iş sözü verdiğini söylüyor. Hatta duyum odur ki, muhtarlara işe girmesini istediği köylülerin listesini dahi hazırlatmış. Bu da termik santral mücadelesinin köylere yayılmasını epey engellemişe benziyor. Nitekim Amasra’da konuştuğumuz neredeyse herkesin belirttiği şey termik santrale karşı oldukları fakat kömür madenini bölgede istedikleriydi. Amasra her ne kadar son yıllarda yüzünü turizme dönmüş olsa da ilçenin geçmişinde ekmeğini kömürden çıkarmak var. Neredeyse her ailede bir madenci emeklisinin olduğu bu köylerde de madenlere bakış pek farklı değil. Öte yandan, daha geçtiğimiz haftalarda Hattat Holding bünyesindeki HEMA A.Ş.’nin işlettiği Zonguldak’taki Kandilli Alacaağzı kömür işletmelerinden 40 işçinin çıkarılmış olması, şirketin zaten az olan güvenirliğini epey törpülemişe benziyor.

1320 megavatlık santral ne kadar kömür kullanır?

Peki, farz edelim ki HEMA termik santralde enerji üretimine başladı; 1320 megavatt enerji için gerekli olan kömür bu madenlerden çıkar mı? TTK maden emeklisi olan Gömü köyü muhtarı Mehmet Bıldırcın’a göre hayır. 17 sene madende çalışmış olan Bıldırcın, havzanın coğrafi yapısından dolayı çıkarılacak kömür miktarının belli olduğunu, TTK’nın ‘en bereketli’ zamanlarında dahi günde ancak 4 bin ton kömür çıktığını söylüyor; “Bunlar neredeyse günde 22 bin ton kömür çıkaracaklarını söylüyor, imkanı yok.” Santralde ‘yerli kömür’ kullanılacağını sık sık dile getiren Hattat Holding’in aksine köylüler kömürün ithal edileceği, şimdiki limanda ‘kömür sahası’ olarak gösterilen projenin de kömürün ithalatı için liman görevi göreceği iddiasında bulunuyor.

Köy meydanında toplanmış bizi bekleyen kadınları daha da fazla bekletmemek için oturduğumuz kahveden ayrılırken muhtar Şakir Karabacak son sözü söylüyor: “Devleti oluşturan bizleriz. Biz olmazsak devlet olmaz. Ama devlet tutup iki köyü çöpe atyor. Böyle bir şey olmaz. Santral için kazma vurulacağı zaman bu köyler karşılarına dikilir, burada katliam olur. O zaman devlet rahat eder, millet te toprak olur.”

Kuyu sondajında kaynak suya atık bulaştı

Amasralıların termik korkusunun nedeni ve belki de en somut örnek Çatalağzı termik santrali. İlçeye yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta, Zonguldak’ta bulunan bu santral, hem köylüler hem de merkezde yaşayanlar için gelecekte neyle karşılaşacaklarının işareti gibi. Köy meydanına gittiğimizde bizi karşılayan kadınlar da Çatalağzı’ndan açıyorlar sözü “Bazen buraya Çatalağzı’nın tozu gelir. Belediyeden ‘denize kimyasal karışmış girmeyin’ diye anons gelir. Kimi kusar, kimi ishal olur. Buraya kurulursa bizim köy kalmayacak ki.” HEMA A.Ş., köylülerin ifadesiyle önce ‘can damarlarından vurmuş’ Tarlaağzı köyünü; maden çalışması sırasında açılan sondaj kuyuları nedeniyle kaynak sularına atık bulaşmış ve köyün su kaynaklarından bazıları şimdiden kurumuş; “Köyün başında su haznemiz var. oraya hiç kurmadılarsa 60-70 kuyu kurdular. Sondaj yaptılar, suyun çoğu kayboldu. Bir de üstüne ilaçlı su içtik. Akarken köpürüyüordu. Üç defa tahlile gitti su, zehirli olduğu ortaya çıktı. Kaymakamlık kapattırdı orayı, şimdi başka yerden çıkarıyoruz ama o kaynak bize yetmiyor. Su kesilirse giderler diye düşünüyorlar herhalde.”

İlk başta duyduklarında gençlere iş imkanı sağlayacak diye sevindikleri termik santralinin neye mal olacaklarını fark ettikleri günden beri karşı çıkıyor köylüler. “Biz ayağımızı toprağa basmadan, elimizle toprak karıştırmadan, bağ bahçemiz olmadan yaşamayacağız” diyorlar hep bir ağızdan. Bağ bahçe, hanelerin çoğunun gelir kaynağı; sadece bağ yaprağından üç bin lira kazanan olduğunu aktarıyorlar. Öte yandan köyün turizm potansiyeli yıllar içinde arttıkça ailelerin çoğu pansiyonculuğua yönelmiş ve evlerin bir kısmı turistler için hazır edilmiş. Fakat bu belirsizlik durumunda, tıpkı Salih Günay gibi ne yapacaklarını bilmeden bekliyorlar. Kimi iki engelli çocuğuyla yaşadığını söylüyor, kimi “ben 66 yaşından sonra nereye gideyim kızım?” diye dert yanıyor; kiminin de HEMA madeninde şoförlük yapan eşi termik santrale karşı çıkıyor diye işten kovulmuş. Köyde aslında kimsenin termik santral istemediğini, fakat çocuğu madende çalışan ailelerin seslerini çıkarmaya korktuğunu aktarıyor kadınlar. Yine de biri açık yüreklilikle çıkıyor ortaya; “Benim de hem çocuğum, hem damadım HEMA’da çalışıyor. Ben bu termiğe karşı çıkmak için her yere gidiyorum. Aç kalsam bile gelirim konuşurum ben.”

“Asıl devletin yaptığına karşı çıkmamız gerekiyor”

Her ne kadar ‘çok da siyasete girmeyelim’ nidaları yükselse de kadınların bazısı termik santralin devlet politikası olduğu görüşünde; “Bu termiği o şirket açmasa başka şirket açacak. Devlet izin veriyor çünkü. Bizim asıl devletin yaptığına karşı çıkmamız gerekiyor. Oy verip başına getirirseniz böyle olur.” 100 haneli Tarlaağzı köyünden son yerel seçimlerde AKP ‘ye 140 oy çıkmış. Almanya’da uzun yıllar çalışan ve emekliliğinde memleketine gelmiş olan bir kadının söyledikleri ise kafaların ne kadar net olduğunun ispatı gibi: “Temiz enerji alternatifleri varken neden illa ki termik? Bizim mesela burada rüzgârımız hiç kesilmez. Güneş enerjisiyle, rüzgârla birlikte burada santraller kursalar olmaz mı? Avrupa’da yol kenarında güneş enerjisi var.” Bir başkasıysa “Peki burada yapmasınlar, başka yerde yapsınlar mı?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Ülkemizin hiçbir yerini mahvetmesinler. Daha başka türlü şeyler bulunabilir. Bizim bildiğimiz kadarıyla Türkiye’nin o kadar da enerjiye ihtiyacı yok. Sinop gibi bir yere de nükleer santral yapacaklar. Ülkemize sahip çıkılsın istiyoruz.”

Köyde termik santrale karşı bıkkınlık ve mücadele gücü kol kola gidiyor. Kimse olacağına inanmak istemese de, olur da kazma atılırsa, köylüler çadır nöbetine başlayacak. Orası çok net. Bir de köyde insanlarla konuşurken çoğunun verdiği bir örnek vardı ki, hem ortaklaşa bulduklarının belli olması hem de durumun sağlık açısından vehametini anlatması açısından buraya not düşmekte fayda var: “Başbakan Erdoğan kapalı alanlarda sigarayı yasak etti biliyorsunuz, ‘sigara içen, içmeyeni zehirlemesin’ dedi. Ama kendisi burada kuracağı bacalarla bizi zehirlemek istiyor. Biz cahil köylüler olarak nasıl buna izin veriyor, merak ediyoruz.”

 

kaynak: yeşilgazete / gözde kazaz